9 Eylül 2015 Çarşamba

Mem u Zin Türbesi, Şırnak ilinin Cizre ilçesinde yer almaktadır. Mem u Zin türbesi Abdaliye Medresesi'nin idare odalarının altındaki bodrumdadır. Türbe içerisinde üç adet mezar bulunmaktadır. Türbeler, Zin (Zeynep), Bekir ve Mem'e (Mehmet) aittir. Mem u Zin, içinde ilahi aşk olan bir öyküdür. Bu aşk olayı Cizre Beyi Emir Zeynuddin döneminde H. 854 (1450-1451) yılında meydana gelmiştir.

Fotoğraf: www.cizrelim.com

Mem u Zin Türbesi

Devamını okuyun

Sakarya ilinde yer alan, dilden dile, kuşaktan kuşağa aktarılan bir efsanedir; Ağaç Baba Söylencesi.

Söylenceye göre; Ağaç Baba baharda ormana iner, boş tarlalara fidanlar ve ağaç yetiştirirmiş. Ağaç Baba'nın diktiği ve yetiştirdiği ağaçları kesen veya zarar verenlerin başları bin bir bela ve felaketten kurtulamazmış. Bu yüzden kimse ormanlara el süremezmiş. Ölürken, Ağaç Baba'nın vasiyeti şu olmuş: “Benden sonra, çocuklarınızın mutlu, topraklarınızın verimli olmasını istiyorsanız ağaçlarıma dokunmayın. İki dünya mutluluğu bulmak istiyorsanız, benim gibi ağaç dikin. Kısaca benim hayır duamı almak, dünya ve ahiretinizi ma'mur etmek istiyorsanız ağaç dikiniz…” 
Ağaç Baba öleli, yıllar, yüzyıllar olmuş. Ama ölmeyen, halk arasında yaşayan bir vasiyeti olmuş. 
Kaynak: http://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/sakarya/gezilecekyer/agac-baba-soylencesi-ve-turbesi 

Fotoğraf: kaktuzs.tumblr.com

Ağaç Baba Söylencesi

Devamını okuyun

Sakarya ilinin Adapazarı ilçesinde dilden dile dolaşan, nesilden nesile aktarılan bir efsane bulunur: Karıncalı Dede Efsanesi.

Söylenceye göre karıncalar tarafından basılan bir köyün ahalisi Karınca Baba’ya başvururlar. Köylerini bu karıncalardan kurtarmasını isterler. Bu şahıs köye gelerek dua eder ve köyün karıncalardan kurtarılmasını sağlar. Bu olaydan sonra bu kişinin adı “Karınca Baba” olarak anılır. Çevreye zarar veren karıncaları da, onlarla konuşan ikna eden mübarek zat, karıncaları yanına toplamakta ve birlikte bir hayat sürmektedir. Hayatını adeta karıncalarla birlikte geçiren Türkmen ermişine, vasiyeti üzerine vefatında sonra söz konusu kayanın üzerinde mezar yapılmış olup, burası zamanla “Karıncalı Dede Türbesi”ne dönüşmüştür. 
 Kaynak: http://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/sakarya/gezilecekyer/karincali-dede-turbesi

Fotoğraf: geyvemedya.com

Karıncalı Dede Efsanesi

Devamını okuyun

Keremali Türbesi, Sakarya ilinin Hendek ilçesinde yer almaktadır.

Anadolu'nun İslamlaşmasında büyük yararlılıklar gösteren yedi kardeş evliyadan dördü ölünce geriye kalan Kerem, Ali ve Hasan bir kayıkla bugünkü Keremali tepesinin eteğine gelirler. Kerem ile Ali’nin kayıktan inmelerine rağmen, Hasan inmez. Diğerleri arkasından; “Dur Hasan” diye bağırırlar, ancak Hasan durmaz ve suda kaybolup gider. O günden sonra buraya “Durhasan” denilir. Sonrasında Kerem ile Ali ise savaşa savaşa yaralı bir halde tepeye kadar tırmanırlar ve tepede şehit olurlar. Onun için tepeye “Keremali Tepesi” denir. Bugün, çıktıkları yerlerdeki kan ve ayak izleri ile oturup ağladıkları yerler hâlâ bellidir. 
Kaynak: http://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/sakarya/gezilecekyer/keremali-turbesi 

Fotoğraf: www.sakarya.com.tr

Keremali Türbesi

Devamını okuyun

Sakarya ilinde dilden dile aktarılan efsanelerden biridir; Sabancı Baba Söylencesi.

Bir zamanlar Sapanca Gölünün yerinde, verimli topraklar, bu toprakların üzerinde de zengin, varlıklı bir kasaba varmış. Kasaba halkı zenginmiş, varlıklıymış ama gözlerini dünya malı bürümüş, bencillik ve cimrilik ruhlarını karartmış. 
Bir gün, Adapazarı'nın güneyindeki Erenler tepesinde oturan, gözünü dünyaya kapamış, gönlünü aşk ve sevgiyle doldurmuş erenlerden Eren Dede, bu kasabaya inmiş. Selam vermiş, selamını almamışlar, konuk olmak istemiş, kimse "buyurun" dememiş, hangi kapıyı çaldıysa yüzüne kapanmış. Bu fakir, fakat gönlü zengin dervişe bir bardak içecek su bile vermemişler. Derviş gönlü bu, bir kırıldı mı onarılmaz, onarılsa da faydası olmaz. Akşama değin yorgun-argın, aç-susuz kasabayı terk ederken, ötelerde küçük bir kulübeden sızan mum ışığına doğru yönelmiş, bir de bu kapıyı çalayım, belki bir gönül yoldaşı bulurum diye düşünmüş. Bu, kasaba halkına sapan yaparak geçimini sağlayan fakir bir sapancının iş yeriymiş. Kapıyı çalmış, az sonra sapancı güler yüzle konuğuna açmış kapıyı: “Buyurun, hoş geldin, safa geldin. Ocaktan tencereyi şimdi indirdim. Bir konuk göndermesi için Tanrı'ya niyaz ediyordum” demiş. 
Derviş memnun, başköşeye oturmuş. Sapancı sofrayı kurmuş, nesi var, nesi yoksa dervişin önüne getirmiş. Yemekten sonra, içi talaş dolu yatağını sermiş, konuğunu yatırmış. Sabah, erkenden kalkmışlar. Derviş, Sapancı'dan izin istemiş, Sapancı da onu karşıdaki tepelere kadar uğurlamış. Dönüşünde bir de ne görsün. Kasabanın yerinde koca bir göl var. Ne ev-bark kalmış, ne tarla-tapan. Koca göl, hepsini bir anda yutuvermiş. Kendisinden başka hayatta kimsecikler yok. Dervişin ahı tutmuş, kırılan bir gönül, bir kasabaya mal olmuş. O günden sonra, bu koca göle “Sapanca” adını vermişler. 

Kaynak: http://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/sakarya/gezilecekyer/sabanci-baba-soylencesi-ve-turbesi 
Fotoğraf: www.camilerveturbeler.com (Temsili)

Sabancı Baba Söylencesi ve Türbesi

Devamını okuyun

Efsaneleri ile ünlü Erenler ilçesinde nesilden nesle aktarılan bir efsanedir, Sakar Dede Söylencesi.

Söylenceye göre; günün birinde Sakar Dede adlı bir ermişin yolu Adapazarı’na düşmüş. Sakarya nehri üzerindeki Beşöprü’den geçerken durdurulmuş ve kendisinden geçiş vergisi istenmiş. Ermiş, parası olmadığını ve veremeyeceğini söylediyse de kimse oralı olmamış. Geçiş izni istemiş ama izin verilmediği gibi hakaret de işitmiş. Dede eliyle Kirazca Köyü yönünü göstererek bir okumaya başlamış. Daha duası bitmeden nehir yatak değiştirerek, Sakar Dede’nin gösterdiği ovanın başka yönünden akmaya başlamış. Sakar Dede köprünün sahibini lanetlemiş olduğundan, nehir yolunu değiştirmiş ve köprü kuru toprak üzerine kalmış. O yüzden Sakar Baba'da: 
"Geçme namerd köprüsünden 
Ko aparsın su seni 
Sinme tilki gölgesine 
Ko yesin aslan seni" deyip suya dalmış ve karşıya geçmiştir. O günden itibaren yeni yatağından akan bu ırmak halk arasında Sakarya Nehri adını almıştır. Ve o gün bugün Erenler Tepesi’nin eteklerindeki türbede yatan ermişin “Sakar Dede” olduğuna inanılmış. Günümüzde Erenler ilçesinin sınırları içinde türbesi de olan “Sakar Dede”den söz ederken “Sakar ya…” biçiminde halk arasında söylenişinin yaygınlaşmasından sonra “Sakarya” adı ortaya çıkar. Yani Sakarya adını bir Anadolu ereninden alır. Selçuklular, Anadolu’nun tamamı Türklerin egemenliği altına alınınca nehre ve çevresine bu erenden dolayı “Sakarya” adını verirler.
Kaynak: http://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/sakarya/gezilecekyer/sakar-dede-soylencesi-ve-turbesi
Fotoğraf: canses.net

Sakar Dede Söylencesi ve Türbesi

Devamını okuyun

Ana Sultan Türbesi, Kütahya ilinin Anasultan köyünde yer almaktadır. Türbenin ilk olarak ne zaman ve kim adına inşa edildiği kesin olarak bilinmese de Yıldırım Bayezid zamanında "Ana Sultan" adı ile anılan bir kadın için yaptırıldığı rivayet edilmektedir. Son onarımı 1980 yılında ressam ve neyzen Ahmet Yakupoğlu tarafından yaptırılmıştır.

Rivayete göre, Yıldırım Bayezid bir sefer sırasında Kütahya'dan geçer. Yaşlı bir kadın yoluna durarak ona bir tas su uzatır. Yıldırım Bayezid kadına; "Ana, verdiğin tasın içindeki saman çöplerini görmez misin?" der. Yaşlı kadın ise; "Oğul, belli ki terlisin. Suyu birden içip hastalanmayasın istedim." diye karşılık verir. Bu özen karşısında çok duygulanan Yıldırım Bayezid yaşlı kadına; "Ana, sen mübarek bir kadınsın, bundan böyle herkes sana Ana Hatun diyecek." der. 

Fotoğraf: www.gezdiyar.com

Ana Sultan Türbesi

Devamını okuyun

4 Eylül 2015 Cuma

Ferhat Su Kanalı, Amasya ilinde yer almaktadır. Geç Hellenistik - Erken Roma Dönemine aittir. Antik Amasya Kenti'nin su ihtiyacını karşılamak üzere yapılmıştır. Ünlü "Ferhat ile Şirin Efsanesi"ne konu edilmiş olup, halk arasında "Ferhat Su Kanalı" olarak bilinmektedir.

Fotoğraf: www.amasyakulturturizm.gov.tr

Ferhat Su Kanalı

Devamını okuyun

23 Ağustos 2015 Pazar

Orhaniye, Kızkumu, Muğla ilinin Marmaris ilçesinde yer almaktadır. Orhaniye’de deniz her zaman çarşaf gibidir. Çevresindeki çam ormanının rengi suya vurmuş, deniz sadece buraya özgü bir renge sahip olmuştur. Kumul hareketleri sonucunda karadan başlayıp koyu ikiye bölen bir sığlık oluşmuş. Yaklaşık 600 metrelik şeride Kızkumu deniyor. Bir de efsanesi var. “Sevgilisine ulaşmak isteyen kız eteğine kum koymuş ve denizi doldurarak ilerlemiş. Ama kum yetmemiş ve kızcağız boğulmuş.”

Fotoğraf: asugok

Orhaniye, Kızkumu

Devamını okuyun

16 Ağustos 2015 Pazar

Çamlık Milli Parkı (Yozgat Çamlığı Milli Parkı olarak da bilinir), Yozgat ilinde yer almaktadır. Çamlık Milli Parkı 1958 yılında mili park ilan edilmiştir. Çamlık Milli Parkı, Türkiye'nin ilk milli parkıdır. Yozgat Çamlığı Milli Parkı 1982 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Kafkas Çamı denilen 400 – 500 yaşlarında Karaçam türünü barındırmaktadır. Ayrıca Çamlıkta 43 familya ve 144 cins içinde toplam 212 bitki türü yaşamakta olup, bunların içinde 30 yakın endemik tür bulunmaktadır.

Çamlık Söylencesi; 

Yozgat'ın en ünlü dinlenme yeri ve ülkemizin ilk Milli Parkı olan Çamlık'la ilgili söylenceye göre; Çamlığa ilk fidanı Aslı'nın ardından diyar diyar dolaşan Kerem dikmiştir. Yolu Yozgat yöresine düşen Kerem Aslı'sını sormuş, bulamayınca Çamlığın bulunduğu kıraç yamaca bir fidan dikmiş; "Bu çamdan nice çamlar filizlenir, koruk olur, bizi söyler bizi fısıldar." deyip yollara düşmüştür. O gün bu gündür çamlık, hafif bir yelde sevda türküleri söyler, içli sevgi ezgileri fısıldar. Sevdalıların buluştuğu Çamlık için böyle bir efsane söylenir halk arasında.

Fotoğraf: www.msxlabs.org

Çamlık Milli Parkı

Devamını okuyun

23 Temmuz 2015 Perşembe

Yeşil Baba Dağı, Tunceli ilini Mazgirt ilçesi yakınlarında yer almaktadır. Anlatılana göre; zamanında doğa ve insanlarla ilgili, keramet sahibi bir ermiş Yeşil Baba Dağının eteklerinde bulunurmuş. Pir Ehlibeyt soyundan olan bu zatın kerametlerinden bahsediliyor ve yöre halkı burada adak dileyip kurbanlarını keserek ibadetlerini yapıyor.

Fotoğraf: www.mazgirt.gov.tr

Yeşil Baba Dağı

Devamını okuyun

Üç kardeşler (Üç Azize), Yalova ilinin Termal ilçesinde, Termal Kaplıcaları yakınlarında yer alan tarihi bir mekandır. Adını, Hristiyanlığın ilk dönemlerinde, genç kızlık çağına geldiklerinde halkın içinden uzaklaşan ve kendilerini Yaratıcı'ya adayan üç kız kardeş, Menodoro, Metrodora ve Ninfodora'dan almaktadır. Tarihi kaynaklar, bu kızların bir takım kerametler gösterdiğinden bahseder. Dönemin Bizans imparatoru Galerius Maksimianus'un buraya bir hakim (assessor) gönderdiği, hakimin, kızlara Hristiyanlık gibi batıl bir itikadı terk etmelerini, putperestlik dinine tekrar dönmelerini istediğini ve kızların bunu reddetmesi üzerine bu üç kız kardeşi 4. asrın birinci yarısında idam ettirdiği belirtilmektedir. Bu üç kardeşin mezarları zamanla tespit edilmiştir. Üç kardeş adına her 10 Eylülde anma töreni yapılmaktadır.

Fotoğraf: renklerverayihalar.blogspot.com.tr



Üç kardeşler ( Üç Azize )

Devamını okuyun

21 Temmuz 2015 Salı

Eshab-ı Kehf Mağarası ve Külliyesi, Kahramanmaraş ilinin Afşin ilçesinde yer almaktadır. Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi M.S. 446 tarihinde yapılan İsa Mescidi ile birlikte asırlar boyunca ziyaret edilegelmiştir.

Fotoğraf: www.turkish-media.com

Eshab-ı Kehf Mağarası ve Külliyesi

Devamını okuyun

14 Temmuz 2015 Salı

Evliya Çelebi Yolu, Evliya Çelebi'nin doğumunun 400. yılında oluşturulan kültürel bir rota. Oluşturulan bu kültürel rota kendisinin 1671 yılında Mekke'ye gerçekleştirdiği Hac gezisinin güzergahından meydana geliyor. Evliya Çelebi Yolu, daha çok atlı geziler, yürüme ve bisiklet rotası olarak kullanılıyor. Evliya Çelebi Yolu yaklaşık 500 km'den oluşuyor.

Fotoğraf: www.candaceroserardon.com

Evliya Çelebi Yolu

Devamını okuyun

12 Temmuz 2015 Pazar

Siren Kayalıkları, İzmir ilinin Foça ilçesinde yer almaktadır. Sirenler (seirenler) ve siren kayalıkları, ilk defa Homeros'un Odysseia destanı ile karşımıza çıkar. Sirenler, geniş kanatlarıyla kuş vücutlu ve çok güzel kadın başlı yaratıklardır. Esrarengiz sesleri, en güzel müzik mırıltıları ve şehvetli inlemeleriyle erkeklerin akıllarını başlarından alırlar.

Fotoğraf: falconetti

Siren Kayalıkları

Devamını okuyun

5 Temmuz 2015 Pazar

Sarımsaklı Kurugöl, Balıkesir ilinin Ayvalık ilçesinde yer almaktadır. Yaz aylarında kuruya göl bir efsaneye de ev sahipliği yapmaktadır.

Fotoğraf: www.neredekal.com

Birbirlerine aşık olan bir çoban ve güzeller güzeli sarışın bir kızın efsanesi bu. Derler ki; çoban ve sarışın kız birbirlerine aşık olmuşlar. Fakat o dönemlerde ağanın oğlu da kıza aşık olup, sevdiğine kavuşmak için kızı kaçırıp büyük bir tepe üzerine çıkarır. Sarışın kızı ikna etmek için elinden geleni yapar. Kız kurtulamayacağını anlayınca bir fırsatını bulur ve kendini kayalıklardan atar.
Çoban ise sevdiği kızın kaçırıldığını duyunca hemen tepeye çıkar. Fakat artık çok geçtir. Sevdiğinin cesediyle karşılaşır. Çoban öğle ağıtlar yakar, öyle çok ağlar ki bulunduğu toprağın zemini çatlamaya başlar. Sonrasında zemin çobanın gözyaşlarıyla dolup taşar. Çoban ve genç kızın cesedi ise sular altında kalır. Yöre halkı tarafından gölün suyu sürekli aranır fakat bulunamazlar.

Sarımsaklı Kurugöl

Devamını okuyun

Faneromeni Ayazma Kilisesi, Balıkesir ilinin Ayvalık ilçesinde yer almaktadır. Kilise içerisindeki su kutsal kabul edildiği için Faneromeni Kilisesi diye de adlandırılmaktadır.

Rivayete göre küçük bir kız çocuğu sürekli rüyasında Meryem Ana'yı görmüştür. Meryem Ana kız çocuğuna kilisenin şu anki yerini işaret edip fışkıran sudan içmiştir. Ardından bu alanda kilise yapılmıştır.

Fotoğraf: ACEMiYiM

Faneromeni Ayazma Kilisesi

Devamını okuyun

Balıkesir ilinde oldukça meşhur bir efsane vardır: Hasanboğuldu Efsanesi.

Fotoğraf: motosikletgunlukleri.com

Edremit pazarı, şimdi olduğu gibi yüzyıllar önce de Çarşamba günleri kurulurdu. Etraftaki köylüler ürünlerini pazara getirip satar, ihtiyaçlarını alarak köylerine dönerlerdi. Zeytinli köyünün yakışıklı delikanlısı Hasan’ın babası ölmüş, anasının ve kendisinin karnını doyurabilmek için baba mesleği bahçıvanlığı devam ettirmekte idi. Yetiştirdiği sebze ve meyveleri, Edremit pazarına götürüp satıyor, ihtiyaçlarını alıp köyüne dönüyordu. O gün pazarın kalabalığı içerisinde bir kız görmüştü, çok güzel, alımlı bir kızdı,  uzun süre gözleri ile onu takip etti. Giysilerinden obalı olduğu anlaşılıyordu, sırtında heybesi bir şeyler satmaya uğraşıyordu. Kızı gözden kaybetmişti fakat hayali gözünün önünde duruyordu, evlenme çağı da gelmişti. Güzel düşlere dalıp gitmişti. Birden, kendisine seslenildiğini fark etti, kafasını kaldırdığında güzel kızı karşısında görmüştü. Eli ayağı birbirine dolaşmıştı, şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırmıştı. Bu halini gören kız gülmeye başlamış, daha da güzelleşmişti. Hasan kendisinden istenilenlerin en iyilerini seçip verdi. Kıza kim olduğunu sordu. Adının Emine olduğunu ve Zeytinlinin üstündeki obalarda oturduklarını öğrendi. O da Hasan'ı fark etmişti. Her Çarşamba Emine peynirin ,sütün ,yoğurdun,balın en iyisini, Hasan'a getiriyor, Hasan da sebzenin en iyisini ona veriyordu. Pazardan, Zeytinliye kadar beraber dönüyorlar, Zeytinli'den sonra Emine obaya varabilmek için üç sat daha yürüyordu.

Emine ile Hasan birbirlerini sevmişler ve evlenmeye karar vermişlerdi. Hasan'ın annesi evine bir can yoldaşı geleceği için sevinmişti. Fakat Emine’nin ailesi, obada hiç mi kendine uygun delikanlı bulamadığını, ovalının obada yaşayamayacağını söyleyerek karşı çıkmışlardı. Emine ısrar edince, Hasan'ın kırk okka ( altmış kilo ) tuzu sırtında obaya çıkarabilirse yiğitliğini göstereceğini ve herkesin onu damat olarak kabul edeceğini söylemişlerdi.

Emine, Hasan'a durumu anlatır. Başka yapacak bir şey olmadığını anlayan Hasan, sevdiğine kavuşmak için tuz çuvalını sırtına alır ve yola düşerler. Bahçıvanlık yaptığı için Hasan bu tür bir yüke alışkın değildi. Beyoba'ya vardıklarında yorulmaya başlamıştı. Şimdiki Sütüven şelalesine vardıklarında, yol dere içerisinden gidiyordu, taşların üzerinden atlayarak geçiyordu, yorulmuştu, tuz sırtını yakmaya başlamıştı, daha geldikleri kadar yol vardı. Gökbüvet'e vardıklarında gücü tükenen Hasan, yere düşer. Emine, Hasan'ı yüreklendirmeye çalışarak gelecek iyi günleri anlatır, fakat Hasan kalkamaz. Emine’ye buralardan kaçmayı, başka yerlerde yaşamayı teklif eder. Emine obasına söz vermiştir. Kendisinin bile rahatlıkla taşıdığı çuvalı taşıyamayan kişiyi obaya nasıl götürebilirdi. Hasan'ın yalvarmalarına aldırmaz, çuvalı omzuna alarak obanın yolunu tutar. Hasan “ senin obana varamıyorum, kendi köyüme de varamam, beni bırakma” diye yalvarır. Emine, Hasan'ın sesi kulaklarında çınlayarak yoluna devam eder. Obaya vardığında pişman olur. Geri dönmek ister. Fakat fırtına çıkar, şiddetli yağmur yağmaya başlar. Ailesi bu havada onu ormana bırakmaz, sabah olunca gitmesini söylerler.

Emine sabahı zor eder, ilk ışıklarla, Gökbüvet’e koşar fakat Hasan yoktur. Zeytinli'ye annesine, Edremit’e koşar, Hasan'ı kimseler görmemiştir. Hasan'ın sesi kulaklarında çınlayan Emine, mecnun gibi, dere boyunca onu arar durur. Obasına da dönmez. Günler sonra Gökbüvet’te, Hasan’ın gömleğini ve ona verdiği çevreyi bulur. Sana kavuşmaya geliyorum Hasan’ım diyerek kendini Gökbüvet'in başındaki çınara asar. O günden sonra Gökbüvet'in adı Hasanboğuldu, Gökbüvet'e bakan çınara da Emine Çınarı denmektedir.

Hasanboğuldu Efsanesi

Devamını okuyun

Balıkesir ilinde, halk arasında ağızdan ağza dolaşan bir efsane var: Gelinkaya Efsanesi.


     Gelinkaya; zamanın birinde, birbirini çok seven iki genç ve aileler, kızlarının sevdiği kişiyle evlenmesine izin vermeyen aile, kızlarının düğün gecesi sevdiği ile kaçmasına da engel olamaz. 
     Feodal toplumlardaki kurallar hemen işlemeye başlar. Her ikisi de öldürülecektir. Her şeyi göze alarak kaçan aşıklar, büyük bir kayanın dibine saklanırlar.
     Eli silahlı sevgi düşmanlarının yaklaştığını gören Gelinkaya çifti görünmez kılar, diğer bir rivayete göre ise, Kaya Roma kralının savaşta akılları geride kalmasın diye evlenmelerine izin vermediği çiftleri dağdaki küçük ve basit kilisesinde gizlice evlendiren rahip gibi, bir daha hiç kimse ayırmasın diye altına alıp saklar, kız gelinliğiyle, oğlanda sevdiği kızla hala o kayanın dibinde mutlu bir şekilde uyumaktadır. 
      O gün bugündür, bu sevgi kayasına "Gelinkaya" denmektedir. Sevdiklerine kavuşamayanların, ellerini bu kayaya sürüpte kalplerine sürdüklerinde sevdiklerine kavuşacaklarına inanılır.
Kaynak 

Gelinkaya Efsanesi

Devamını okuyun

Balıkesir ilinin Edremit ilçesinde yer alan Kaz Dağı Milli Parkı bir efsaneye ev sahipliği yapmaktadır: Kazdağı Sarıkız Efsanesi.
Fotoğraf: www.kucukkuyu.com

I. Efsane:
Çok uzun yıllar önce bu dağda güzelliği dillere destan bir kız yaşarmış. Sarıkız derlermiş onun adına, uzun sarı saçlarından ötürü, tüm köy delikanlıları aşıkmış bu Sarıkız'a... Fakat onu çekemeyenler onun hakkında bir dedikodu uydurmuşlar. Sözde Sarıkız kötü yola düşmüş, başka başka insanlarla yatıp kalkıyor diyorlarmış. Sarıkız bu söylentilerin yalan olduğunu biliyor olmasına rağmen babasının bu söylentilerden etkilenmesini gururuna yediremiyormuş. Çareyi dağın zirvesine kaçmakta bulmuş. Bir zaman sonra Sarıkız'ın babası söylentilere dayanamayıp kızını öldürmek için dağa çıkmış. Bir de bakmış Sarıkız orada kazları besliyor ve davranışlarından hiç de kötü yola düşmediği anlaşılıyormuş. Bir baba için evladını öldürmek kolay değil tabii ki, "önce bir namaz kılayım" demiş. Sarıkız'dan abdest alması için su istemiş. Sarıkız ibriği dağın zirvesinden uzandığı gibi denizden doldurmuş ve babasına uzatmış. Babası nereden buldun demeden ağzına aldığı tuzlu su yüzünden oracıkta bayılmış.

II. Efsane:
Kaz Dağlarında çok güzel bir kız yaşarmış ve adına da Sarıkız derlermiş. Gel zaman git zaman Sarıkız'ın güzelliğini çekemeyenler onun hakkında kötü yola düştü diyerek dedikodu yaymaya başlamışlar. Onu lanetli ilan etmişler. Babası da Sarıkız'ı alarak Kaz dağının zirvesine bırakmış. Sarıkız dağda dolaşırken yanına bir kaz gelmiş ve ona birkaç yumurta vermiş. Sarıkız bunları saklamış ve bir süre sonra kaz yavruları yumurtalarından çıkıp büyümüşler. Günler günleri aylar ayları kovalamış bir gün kar ve tipiden yolunu şaşıran iki yabancı Sarıkız'ın yaşadığı zirveye sığınmak zorunda kalmış. Sarıkız bu yabancıları kurtarmış, beslemiş ve sağlıklarına kavuşturmuş. Bu yabancılar dağdan indikten sonra köy halkına "Kaz dağlarında çok güzel, ermiş bir kız yaşıyor" demişler. Bu sözler Sarıkız'ın köyüne, anne ve babasına ulaşmış. Anne ve baba çocuklarına duydukları özleme daha fazla dayanamayarak Sarıkız'ın yanına gitmişler. Sarıkız zirvede onları bekliyormuş sevgi ve hasretle kucaklaşmışlar. Bir ara baba kızından su istemiş. Sarıkız hemen şimdi diyerek avuçları ile babasına şu içirmiş, Babası suyu nereden aldın deyince de "elimi uzattım, denizden aldım" demiş. Anne ve baba böylece kızlarının gerçekten ermiş olduklarını anlamışlar ve geri dönmüşler.

III. Efsane:
Sarıkız'ın babası yaşlanınca Hac'a gitmek ister ve kızını Güre köyünde bir imam ailesine emanet eder. Uzun süren Hac zamanında köy delikanlıları kıza evlenme teklifinde bulunurlar. Kız bu teklifleri kabul etmeyince bunu gurur meselesi sayarak yorumlar üretmeye başlarlar. Yorumlar kısa zamanda dedikoduya ve iftiraya dönüşür. Baba Hac'dan dönünce dışlanır ve kötü yola düştüğünü sandığı kızını öldürmeye karar verir. Evden çıkınca kıza bozuk yumurta atanlar olur. Bu nedenle çocuklar ona "Sarıkız" adını verirler. Sarıkız kendisine hakaret edenlere bunun yanlış olduğunu kabul ettiremeyince onlara beddua eder. Baba ile Sarıkız şimdiki Sarıkız tepesine çıktıklarında Baba abdest almak için kızından acele su ister. Ancak verilen suyun tuzlu olduğunu gören baba şüphelenir ve niçin tuzlu su verdiğini sorar. Kız da "acele ettiğin için, denizden alıverdim" cevabını verir. Bu durum karşısında kızının ermiş olduğunu anlayan baba pişman olur. Kızına "kızım ben sana inanmamakla büyük hata ettim, senden özür dilesem beni affedersin ama senin yüzüne bakacak halim kalmadı, en iyisi sen burada beni bekleyedur ben şöyle bir gezip geleyim" diyerek kızı yalnızlığa terk eder. Baba görünmez olunca dağın üzerine korkunç derecede siyah bir bulut çöker. Günler sonra Baba'nın ölmüş bedenini dağın zirvesinde bulurlar. 
 

 

Kazdağı Sarıkız Efsanesi

Devamını okuyun

Copyright © 2014 - 2018 Nerede Ne Gezilir | Tasarım : By Blogger Templates
En Üste Çıkın